En Çok Okunanlar

Mukaddes Fark

Medeniyetler, insanlığın maddi ve manevi varlığının kültürel bileşkesi ve uyumlu birlikteliği sonucu doğan, insanın iliklerine kadar işleyen bir bağla nesilden nesile kök salar. Medeniyet, yüzyıllar alan sancılı bir sürecin sonunda doğar… Çözülüş ve yok oluş süreci de sancılı ve acılarla doludur. Özellikle bu medeniyet, “zıt kutupların üstün nizamı” üzerine kurulmuş ise bu dengenin sarsılmasından kaynaklanan ve ardından neden olduğu yeni olaylar feryadı nesiller boyu duyulur, yaşanır.

Damarları bedeninden soyulup çıkarılmaya çalışılan bir insanın duyacağı acı ne ise, ruh kökleri kadim bir medeniyete bağlı toplumun hisleri, hikmet ehlinde fikrî sancı olarak zuhur eder.

Doğunun, batıya karşı bir fark yaratması gereğinin derdini manidar bir cümle ile özetlemek mümkündür: “Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.” (NFK) Bu ifade aynı zamanda; kemiyet, keyfiyet ve şuur farkından tomurcuk doğması beklenen fidanları, arttırma sevdasıdır, şiirleri de feryadıdır.
Bu aynı zamanda maddeyi mabede çeviren katıksız pozitivizme mahkûm zihinlere ve mâniayı hezeyan zindanına hapsetmiş kof inanca, insana ve topyekûn İslam’a duyarsız doğulu batılı yığınlara fikir, sanat, siyaset, tarih şuuru, hakikat inancı ve ruh verme gayreti, olması gerekenle, olana, bin bir uğraşa rağmen doğu ile batı arasındaki kapanmayan farka isyanının feryadıdır.
Fark neden önemlidir?
Bunu Friedman’ın, batılı iş adamlarına, “eğer bu fark kapanmaz ise gelecekte hâkim durumlarını kaybedecekleri” uyarısını yaptığı 21. Yüzyılın Kısa Tarihi isimli eserinde görebiliyoruz. Batının gelecekte de hâkimiyetini sürdürebilmesi için gençlerin nitel ve nicel olarak diğer milletlere oranla gittikçe kaybettikleri üç farkı dile getirir. Bunlar “Sayısal Fark, Eğitim Farkı ve Hırs Farkı” dır. Batı’da ve Doğu’’da medeniyetler yarışının galipleri ideolojik, siyasi, ticari, askeri ve bilimsel farklılıkta lehlerine arayı açan toplumlar ve bu aralığı kapatmaya çaba gösterecek şuura sahip milletler olacaktır.
Konu doğu batı olunca, doğu adına gözden kaçırılmaması gereken nokta, batıyı birebir kopya ederek batı medeniyetine ulaşmanın beyhude bir çaba olduğunun bilincinde olmak gerektiğidir. Çünkü ulaşılsa da doğunun kendi kimliğini koruyarak ulaşması imkânsızdır… Montaigne’nin ifade ettiği gibi “Dünyadaki en müthiş şey kendine ait olmayı bilmektir”. Bir toplum kendi değilse, olduğu şey nedir?
Hoffer’in Değişim Sancısı isimli eserinde de doğu ile batı arasında gittikçe açılan farkın neden ve sonuçlarını görmek mümkündür. Doğu, batının baskı, istismar ve sömürgesiyle karşı karşıya kalmış, tüzel kişilikleri çökertilmiştir. Sömürgeci güç (batı) parçaladığı toplumsal yapının ardından onları, soğuk bir dünyada öksüz ve başıboş bırakmıştır. Böylece birey, tüzel kişiliklerinin (toplumsal yapısının varlığını temellendirdiği kurumların) çöküşünün ardından, kendi imkânlarına terk edilmiş, özgüvenini ve özsaygısını, kimliğini yitirmiştir. Özgüven ve özsaygısı kök saldığı medeniyetin oluşturduğu kurumlardan beslenen ve bir anda köksüz kalan birey ve toplum, yeniden var olabilmek için diğer hâkim milletlerle kendisi arasında oluşan fark aralığını daraltmak zorundadır. Aksi halde tarihin karanlığında ümit ateşi söndürülmüş milletler derekesine düşüp yok olmak tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Doğu aklının, batıya ulaşmak derdinden uzaklaşıp, batıya alternatif, kendi özünden süzülmüş, eşi görülmemiş öz değerleriyle, kendi coğrafyasına, kültür kodlarıyla uyumlu ve barışık milli ve yerli bir sistem tasarlaması gerekmektedir. Aksi halde, kendi gölgesini yakalamaya çalışmanın yorgunluğunda fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşecektir.
Bunun için İnsanlığı şartlandırıldığı üstün batı medeniyeti yanılgısından uzaklaştırıp, yeni bir öğrenmeye yöneltmek ve insanlığın tüm tecrübelerinin bilinmesini için yeni bir teklif vermek gerekir. Yaşanan bir medeniyet varlığını, elle tutulabilir gözle görülebilir, güvenilir, hissedilebilir uygulamalarıyla, yaşanılabilir olduğunun farklılıklarının ispatı zorunludur. Ancak, batı düşüncesinin etkisi bu kadar yoğun ve varlığı bu kadar aşina bir durumda iken, onu yok saymak da bir farklılık sağlamayacaktır. Yeterli sayıda, nitelikli, eğitimli ve medeniyet mefkûresinin tohumlarını yeşertmeye azimli, inançlı, fedakâr, sadakatle milletine ve devletine bağlı bireyler yetişmedikçe, her bir değerin, küresel güçlerin estirdiği fırtınalar karşısında savrulmaktan başka yapabileceği bir şey de yoktur.
İlmine ve fennine talip olunan şey, emsalsiz bir imkân olarak karşıda durduğu sürece, hangi özgüvenle medeniyet mefkûresinde ve azminde fark yaratılabilir ki? Kopyalanmış kanun, kopyalanmış bilim, kopyalanmış hayatla, kim milli duruşunda süreklilik gösterebilir ki? Batının takıp takıştırdığı gözlükle batının ve doğunun gerçekliğini görmek mümkün olabilir mi?
Evrensel değerlere sahip bir medeniyetin mirasçısı olduğu iddiasında olan neslin bu mirası fizikî, siyasî ve coğrafî haritalarla çizilmiş alana mahkûm etmesi kadar acınacak bir durum olabilir mi? Medeniyet mefkûresinin hikmetinin öncelikle bireyin zihninde idraki gerekir. Onun tüm evrenin üzerinde olan değerler manzumesini tanıması, hikmetini kavraması, fikir sancısı duyması, yitiğini bulup onu geliştirme sorumluluğu yok mudur?
Toplum, kendi teknolojisini, kendi okulunu tasarlamadan, kendi aklını ve felsefesini anlatacak söz ustalarını yetiştirmeden, kimliğine özel sosyolojisini ve psikoloji tanımlamadan, evrensel teorisini geliştirmeden, bunu araştıracak ve insanlığın hizmetine sunacak, yüksek teknolojik bilgi birikimini gerektiren sistemini kurmadan ve tüm bunları batıdan daha farklı, üstün tarzda sergilemeden, eğitim farkını nasıl açıklayacak?
Türk milletinin gayesi ne doğuya ne de batıya sıkışıp kalmak olmamalıdır. Türk milletinin gayesi; yeryüzüne semalardan bakabileceği bir yerden; zamandan, mekândan hür ve bağımsız bir makamdan anlayıp, ona bir nizam vermek olmalıdır.
Gayenin istediği nizam da: Batı bedenine ruh, doğu ruhuna beden vermek! Batı aklına inanç, doğu inancına akıl giydirmek! Batı nefsini terbiye, doğu ruhunu tezkiye etmek! Bütün bunlara önder olacak adam yetiştirmek! olmalıdır.
Türk İslam medeniyetinin fikir sancısını çekenlerin iddialarını, insanlığa sunacağı çözümleri olduğunu yeniden ispat edebilmek için küresel ve yerel düzeyde bu süreci yönetebilecek, eğitimde, yönetimde, ekonomide, bilimde, adalette, sanatta fark atabilecek yeterli sayıda, nitelikli ve azimli uzun soluklu, samimi, erdemli, irade sahibi, tomurcuk derdinde bireylere muhtaçtır.
Mukaddes fark, başka surlarda bir gedik açmak değil; gedik açılamayacak surlar inşa etmek olsa gerek…