İlk tanışmamız 2015 yılı genel seçimlerinde kendisine 7. sırada milletvekili adaylığı verildiği, benim de ilk milletvekili aday adaylığı için yola çıktığım zamana denk gelir. Kendisini hakka, hukuka ve görevine adamış bir USTA ile çalışmış olmak, belki siyasi hayatımda kazandığım tecrübenin ilk ve önemli bir kapısıydı.
Bazı insanlar dünyadan ayrıldıklarında geride mal ve mülkten daha değerli şeyler bırakır. 26. ve 27 dönem Ak Parti Kahramanmaraş Milletvekili İmran KILIÇ bunlardan biri.
Vefat ettiği güne kadar bütün ömrünü, meşakkatli bir çocukluk ve gençlik döneminin ardından bir dönem müftülük ve vaizlik yapmış ardından da memleketine hizmet için siyasete atılmıştı. Kahramanmaraş’ı, kendi ifadesiyle avucunun içi gibi öğrenmiş, bunu belirgin bir şekilde memleketine yatırım ve projelerin yerli yerince kazandırılması ve balığı vermek yerine, balık tutmanın yolunun açılması için değerlendirmişti. Çocukluğundan bahsederken “Çok çile çektik Nadir Bey, elimizle kazandık, ağzımızla yedik” derdi. O günleri anlatırken gözleri yaşarır, ama hiçbir zaman şükür hâlinden de uzaklaşmazdı.
Davranış
Helalinden kazanıp yemenin huzurunu yaşadığı yüz ifadesinden de anlaşıyordu. Bir insan ancak bu kadar alçak gönüllü, tutumlu, çalışkan, temiz, iyi niyetli ve imanıyla hemhâl yaşar.
Mütevazı bir bakışla mütevazı bir hayat yaşadı. Ankara’da olduğu zaman makam aracı kullanmaz kaldığı otelden bürosuna dolmuşla gelir, havaalanına herkesin kullandığı servis aracını kullanır, randevusuna taksi ile yetişir, yürüme mesafesinde isek kesinlikle yürüyerek gitmeyi tercih eder, lüks ve israftan uzak yaşamayı tercih ederdi.
Tutumluydu, gereksiz alışveriş yapmaz, alacaklarını vatandaşın tercih ettiği pazar ve marketten yapar, kullanmayacağı, tüketemeyeceği hiçbir fazla harcama yapmazdı.
Hak ve hukuka riayet gösterilmesini ister, kendisine görevin gerektirdiği acil durumlar hariç özel muamele yapılmasını istemezdi.
Adil, anlayışlı, mütedeyyin, inancı sağlam, çalışkan, hoşgörülü, devlet ve millet işi denildiğinde bıkmadan usanmadan koşturan biriydi.
Zaman zaman “Yoruldunuz mu vekilim?” diye sorduğumda: “Yoğunluğumuz vardır, yorgunluğumuz yoktur.” der, yorgunluk kelimesini asla duymak istemezdi
Diğergâm duygusu yüksekti. Bazı vatandaşlarla görüşme sırasında onların anlattığı sorunlardan gözlerinin yaşardığına da şahit olurdum ki bu merhametinin de bir işaretiydi. Aynı gözlerde Kahramanmaraş için uğraştığı bir yatırımın gerçekleştiğinde, bir çalışma sonlandığında da mutluluk gözyaşı olarak görünürdü.
Ak Parti Genel Merkezi’nde bekleme salonunda başvuru için hazırlanırken anlamını şimdi daha iyi anladığım bir rüyasını anlatmış, rüyasının başarılı olacağına işaret ettiğini söylemişti: “Kır bir at, ulu camiinin önüne kadar geldi ve beni üzerine aldı. Nefes nefeseydi ve burun delikleri açılıp kapanıyordu. Caminin bulunduğu yerden, benim de doğduğum yer, Cüceli Mahallesi'ne doğru doludizgin koşmaya başladı. Cüceli mezarlığının olduğu yere vardığımızda nefes nefese kalmıştı…ve orada durdu..!” Teşbihte hata olmaz İmran Hoca gerçekten de görevi boyunca “at gibi” koşmuştu. Gündüzünü gecesine katarak vatandaşın ve kamuyu ilgilendiren her tür sorununa çözüm arayarak yasama ve saha çalışmalarını aksatmadan, makul ve haklı isteklerinin yerine gelmesi için çaba sarf ederek nefes nefese görev aşkıyla çalışmıştı.
TBMM’deki yasama faaliyetlerinde geçerli bir mazereti yoksa devamsızlığı neredeyse olmayan, bir dakika dahi yerinden ayrılmamaya özen gösteren, “Bizim asıl işimiz budur, millet bizi burada yasama çalışmaları için seçti” diyerek zamanında yerinde olmak zorunda olduğunu bilen, bir dakikalık söz alarak siyasete bir denge oluşturma çabasıyla da iktidar muhalefet her kesimin Genel Kurul’un da “İmran Hocası” oldu.
O’nun şiirleri memleketi Kahramanmaraş’a, dine diyanete dairdir. Memleketin tarihinden kültürün coğrafyasına ve bağına bahçesine varıncaya kadar hemen her konuya değindiği mesajlarla doludur. Bunlardan birinde oldukça uzun ve zaman zaman kendi sesinden sosyal medyada da yayınladığımız “Maraş Destanı”dır.
Hainlerin devlete ve millete ihanetinin açığa çıkıp darbe kalkışmasına teşebbüs ettiği 2016’nın 15 Temmuz gecesinde meclisteydik. Silah seslerine ve bombalanmasına maruz kaldığımızda bir görevli arka bahçedeki kapıdan geri dönebileceğimizi söylediğinde: “Biz abdestimizi aldık, kefenimizi de giyip geldik. Nereye dönüyoruz!” diyerek tek başına da kalsa mecliste olması gerektiğini söylemişti. “Şeytanın yuvası olmaz!” sözünü o gece Meclis TV’ye verdiği bir röportajda dile getirmişti. Nitekim öyle de oldu.
Yöneticilerden ve çalışanlardan görevinin gerektirdiği şeyleri bilen kimseler olmasını beklerdi. İşinin ehli olmayan, işini savsaklayan, geciktiren, iki yüzlü davranan, görevinin gerektirdiği şekilde davranmayan, menfaatini ön planda tutup haksızlık eğilimi gösterenleri sevmezdi. İşinin ehli olan, dürüst, çalışkan ve bilgili olanlara da son derece saygı duyardı.
Talep ederken ve takibini yaparken emrivaki bir ifade kullandığına şahit olmadım. Ancak bir konuda haksızlık, adaletsizlik yapıldığını fark eder ve işin savsaklandığına kanaat getirirse o zaman ısrarcı olurdu ki bunda da yine kamu menfaatini gözetirdi.
Çıkarcılardan, kişisel menfaatlerini ön plana çıkaranlardan, kendi ifadesiyle akçeli iş peşinde koşup, haksız ve hukuksuz taleplerde bulunanlardan, birinin hakkına mâni olup diğerini öne çıkarmaya yönelik isteklerden nefret eder, makamın kişisel işlere alet edilmesini asla istemez ve izin de vermezdi.
Makul olan talepleri eğer hak ve adalet konusunda kimseye özellikle kamuya bir zarar vermeyecekse, buna emanet nazarıyla bakar, takdiri karar makamına bırakarak iletilmesini isterdi.
“Bu makam bizi ya cennete ya da cehenneme götürür. İlkelerimiz bellidir. Bunun dışına çıkmayalım. Kapımız herkese açık elbette ama devletin ve milletin menfaati varsa koşalım, yoksa kaçalım. Yapılması gerekeni yapalım, yapılmaması gerekenden de uzak duralım.” hatırlatmasını her fırsatta dile getirirdi.
Sabahın erken saatinde bürosunda başlayan ve gecenin bir saatine kadar devam eden mesaisinden hiç taviz vermedi. Mesaisine olan dikkati, genel kurula olan müdavim hâli, mütevazı kişiliği ile TBMM’nin çalışanlarının takdirini kazanmış bir dakikasını boşa harcamadan çalışan örnek bir milletvekiliydi.
Meclise gelen misafirlerine ”Burası sizin eviniz, sizi evinizde ağırlamak, dertlerinizi dinlemek ve haklı olan sorunlarınıza çözüm bulmak bizim görevimizdir.” ilkesiyle hareket ederek vekâlet görevinin anlamını idrak etmiş bir insandı.
Davranışlarında atalet, tembellik, gaflet görmediğim bir “usta” ile çalışırken “Bu görev hepimize milletin tevdi ettiği bir görevdir. Birlikte çalışıp, birlikte başarmak zorundayız.” derdi. Çalışma arkadaşlarına hedef gösterip görevinin idrakinde bir milletvekiliydi.
Devlet ve millet işlerinde koşuşturmasına nefes yetiştiremediğimiz azimli bir kişiliğe sahip olan İmran KILIÇ’ın, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan‘ın “millete hizmet” sevdasında yol arkadaşı olduğuna, Türkiye’ye ve millete olan sevgisine, sadakat ve vefasına, milletle el ele gönül gönle olma çabasına şahitlik etmiş olmanın vicdani, mesleki ve siyasi huzuru içindeyim.
Milletvekilimiz İmran KILIÇ, Anadolu insanının siyasi makamdaki temsilcisi olarak ayrım gözetmedi. Ancak devletin ve milletin kamusal menfaatini gerektiren her işin ardından ısrarla, makam ahlâkı ve etik ilkeleri çiğnemeden ve çiğnetmeden, yorulmak bilmeden yorgunluk hissetmeden koşarken 18 Kasım 2021’de ailesine, dönem arkadaşlarına ve bizlere veda edip rahmet-i rahmana koştu.
Veda
Ardından, gayretiyle somutlaşan bugün Kahramanmaraş’ın merkezinden kırsalına her hizmetin altında imzasını, yollarda ayak izini, suyunda duasını bıraktığı çalışmalar dışında, bir dakikaya sığdırmaya çalıştığı bin yıllık kültür hazinemizden elmaslar olarak ifade edebileceğim değerlerimizden seçtiği özlü sözleri, tavsiyeleri, kıssadan hisseleri, gündem dışı veya gündeme dair düşüncelerini aktarmaya başlarken TBMM Genel Kurulunda yankılanan: “Teşekkür ederim Sayın Başkanım!…” hitabı kaldı.
Biz de diyoruz ki; Sayın KILIÇ!!
“Ülkemiz ve memleketimiz yararına attığınız her adıma, söylediğiniz her söze, gösterdiğiniz çabaya, verdiğiniz her nefese minnettarız, teşekkür ederiz. Mekânınız cennet, makamınız firdevs olsun."